KADAVRA
Profesör amfinin kapısını açtı, yavaş
adımlarla içeri girerek kürsüye kadar bir kaç adım yürüdü. Peşinden koşar adım beyaz önlüklü orta yaşlı bir adam da süzüldü
içeri. Amfinin sahnesinin üzerinden sarkan floresan armatürler profesörün
gözlerini kamaştırdıysa da ihtiyar adam
çabuk alıştı. Eskimiş çantasını kürsünün üzerine koydu. Asistanı olan
orta yaşlı adam da kürsünün yanına gelip yerini aldı. O sırada içerinin soğuğu
buhar olup ağızlarından, burunlarından tütmeye başlamıştı. Anatomi amfisinin yer yer kararmış duvarlarının arasına ağır bir
formaldehit kokusu yanında içeridekilerin heyecanlı bir bekleyiş sinmişti.
Sessizlik havadan ağırdı. Kürsünün yakınında ortalarda paslanmaz çelikten bir
kadavra masası duruyordu, üstünde morgdan alınmış bir kadavra, yeşil muşambanın
altında ölü kadar sessiz, kıpırtısız
yatıyordu. Profesör sakin bir şekilde başını kaldırıp elini gözlerine siper
ederekten içeriye şöyle bir göz gezdirdi. On sekiz öğrenci beyaz önlükleri
içinde, ders notları önlerinde kalemleri göğüs ceplerinde, gözleri hocanın
gözlerinde, nefes almadan onun hareketlerini takip ediyorlardı. On sekiz çift
göz, on sekiz çift el, ayak heyecanlı bir bekleyiş içinde, hafif hafif
titriyor, bazı bazı da seğiriyorlardı. On, on iki dakikadır burada beklemedeydiler.
Devamı için























