31 Aralık 2019 Salı

Anatomi dersi


KADAVRA

Profesör amfinin kapısını açtı, yavaş adımlarla içeri girerek kürsüye kadar bir kaç adım yürüdü. Peşinden koşar adım  beyaz önlüklü orta yaşlı bir adam da süzüldü içeri. Amfinin sahnesinin üzerinden sarkan floresan armatürler profesörün gözlerini kamaştırdıysa da ihtiyar adam  çabuk alıştı. Eskimiş çantasını kürsünün üzerine koydu. Asistanı olan orta yaşlı adam da kürsünün yanına gelip yerini aldı. O sırada içerinin soğuğu buhar olup ağızlarından, burunlarından tütmeye başlamıştı. Anatomi amfisinin  yer yer kararmış duvarlarının arasına ağır bir formaldehit kokusu yanında içeridekilerin heyecanlı bir bekleyiş sinmişti. Sessizlik havadan ağırdı. Kürsünün yakınında ortalarda paslanmaz çelikten bir kadavra masası duruyordu, üstünde morgdan alınmış bir kadavra, yeşil muşambanın altında  ölü kadar sessiz, kıpırtısız yatıyordu. Profesör sakin bir şekilde başını kaldırıp elini gözlerine siper ederekten içeriye şöyle bir göz gezdirdi. On sekiz öğrenci beyaz önlükleri içinde, ders notları önlerinde kalemleri göğüs ceplerinde, gözleri hocanın gözlerinde, nefes almadan onun hareketlerini takip ediyorlardı. On sekiz çift göz, on sekiz çift el, ayak heyecanlı bir bekleyiş içinde, hafif hafif titriyor, bazı bazı da seğiriyorlardı. On, on iki dakikadır burada beklemedeydiler.

Devamı için

10 Aralık 2019 Salı

Bir resmin Anatomisi

Uzunca bir öykü

BİR RESMİN ANATOMİSİ
Bölüm I.
 
 
Uykusundan sıçrayarak uyandı. pamuklu yorganı üstünden attı, kalktı sedirin kenarına oturdu. Nefes nefese; “Anasını sattığımın rüyası. Korkuttu beni” dedi genç adam. Boynundan akan terleri elinin tersiyle sildi. Yattığı yastığı teriyle ıslatmıştı. Odanın içi alaca bir karanlık, penceredeki perdelerden belli belirsiz bir ışık sızıyordu. gözler alışınca ortalık bir parça aydınlık geliyordu. Yerde yatan çocuklar var, Hemen ayağa fırlayıp kalkamaz yavaşça doğruldu, ayağıyla  etrafını yoklayarak sofaya doğru ilerledi. Merdivenlerden yavaş yavaş inmeye başladı ayak uçlarına basarak. Kapıdan bahçeye çıktı. Gecenin aydınlığı beyaz taş duvarları ve kapı önündeki taşlığı gecenin rengine boyamıştı. Kapının yanındaki sedire çıplak ayaklarını toplayıp oturdu. Lacivert gökte yanan, sönen, göz kırpan, kayan  minik incilere baktı. Gözlerini kapatınca gördüğü rüyayı hatırladı tekrar.
   
Beyaz badanalı duvardan önce eller uzanıyor ellerine doğru, sonra kıvırcık saçlı buğday benizli bir çocuk yüzü beliriyor duvarda ve elini gence doğru uzatıyordu.

“Bizi bu zindandan kurtar. Beni ve annemi, ne olur kurtar bizi bu duvardan, bu mezardan. Kıyamete kadar böyle zindanda kalmak istemiyoruz” diye yalvarıyordu. Sonrasında alevler sarıyordu etraflarını. Kaç gecedir bu rüyayı görüyor korkuyla fırlıyordu yataktan genç adam.

Devamı için...


19 Kasım 2019 Salı

Okan Hocamdan kısacık bir öykü


FAZLA  UZATMA                                                                                                                                                   

 

 

Sabah uyandığında sol eli uyuşmuş gibiydi. Yumruğunu sıkmak istedi, yapamadı. Hani insan uykudayken uzun zaman elinin üstüne yatıp kalınca bazen parmakları kımıldamaz ya, öyleydi. Sağ eliyle solunu biraz ovsa geçecekti kuşkusuz.  Uyuşmuş sandığı elini tutmak için uzandı. Dirseği  geldi eline. Bileğinin olması gereken yerde dirseği vardı! Elini az daha aşağı kaydırdı. Hoppala!  Bilek hepten yoktu, kolun dirsekten sonrası uzuyor da  uzuyordu. Yataktan fırlayıp kalkmak istedi. Olmadı. Bir tuhaflık vardı bedeninde. Korka korka sol tarafına baktı. O da ne! Kolu pijamanın içinden çıkmış,  yataktan aşağı sarkmış, uzamış gitmiş,  odanın taa öbür ucuna  varmıştı. Uzunluğu en az üç metreydi ve, işin tuhafı,  uzamaya devam ediyordu. Kendi başına buyruk bir boa yılanı gibi ilerliyordu  kol. Dehşet içinde bakakaldı. Rüya görüyor olmalıyım diye düşündü. Kol ha bire gidiyordu. Her an biraz daha uzuyor, uzadıkça da yerde sürüne sürüne ilerliyordu. Pencerenin önüne geldiğinde bir an durdu. Sonra kararlı bir şekilde yerden yükseldi, elini kaldırıp pencerenin mandalını çevirdi, açtı. Adamın dairesi apartmanın üçüncü katındaydı. Kol aldırmadı. Açtığı pencerenin denizliğinden  aşağı inmeye başladı. Tam üç kat boyunca yangın hortumu gibi aşağıya sarktı da sarktı. Bu arada adam zor bela  kalkmış, pencerenin önüne gelmişti. Kol bahçeye ulaşınca eliyle şöyle bir sağı solu yokladı. Bir şey arıyor gibiydi. Durdu. Sonra iki apartman arasında sınır oluşturan kasımpatılarına yöneldi. Yoklaya yoklaya çiçekleri buldu. İncitmeden sekiz on tanesini kopardı. Buket gibi bir araya getirdi. Şaşkın şaşkın elinin ve kolunun üç kat aşağıdaki bahçede yaptığını seyrediyordu adam. Çiçekleri topladıktan sonra kol tekrar kısalmaya başladı. Geri sarılan şerit metre gibi kısala kısala yukarı çıktı. Pencereden içeri girince gene durdu.  Yan duvardaki alçak kitap rafının üstünde duran vazoya uzandı. Solmuş çiçekleri alıp çöpe attı. Yerine yeni topladıklarını koydu. Sonra kısalmasını sürdürüp geri geri pijamanın kolunun içine girdi, yerine yerleşti. Uyuşma geçti. Adam rahatladı. Yatağına döndü. Uzandığı yerden gözlerini tavana dikip bir an öyle kaldı. Sonra sağ eliyle soldakini hafifçe okşadı.  ‘‘Sağ ol’’ dedi, alçak sesle.  ‘‘O çiçekleri ben de ne zamandır yenilemek istiyordum ama bir türlü elim değmemişti. İyi yaptın.’’

 Sonra döndü. Yorganı başına çekti. Bir saat daha uyudu.



                                                        ***
Hoş bir bitiş oldu, değil mi?      Devamı yok...
 
 

5 Kasım 2019 Salı

Gecenin Birinde


GECENİN BİRİNDE TELEFONUM ÇALDI

Evde uyuklama durumunda, masamda bilgisayarımın başında oturuyordum. Yatağa gideyim diye aklımdan geçirirken gözlerimi açtığım bir sırada masada duran cep telefonum çaldı. Mobil  telefon yani. Bizim Patalonya’nın, tarihin bu en faydalı buluşuna yaptığı en büyük katkı, bu “Cep telefonu” ismi. Bizimkiler çoğunlukta cepte taşıdığı için bu yaratıcı ismi vermişler. Şimdi geniş ekranlı, hiçbir cebe sığmayan yeni tablet tipi telefonlar çıktı ya, ona da akıllı telefon diyoruz. Nasıl bir aklı varsa?!  Elime aldım telefonu, bilinmeyen numara ve saat gecenin bir buçuğu.

“Aloo buyurun” dedim. Gençten bir ses:

“Ben çarşı karakolundan polis memuru  Reşil” Arkada bizzirt, cızzurt telsiz sesleri duyuluyor, adam durdu, ortamı kavramam için uzunca bir es verdi. Endişelendim doğrusu.:

“Kiminle görüşüyorum?”   Hoppala!
         “Ben anlayamadım, siz kimi aramıştınız acaba?” Telefondaki şaşırdı.
”Siz kimi aradınız diyo yaa,” diye yanındakine söylendi.
“Kardeşim adın ne senin, onu söyle bana?”  
“Ben Mendoza buyurun,” diye homurdandım. Telefondaki yanındakine döndü:
“Mendoza imiş amirim” diye seslendi. Telsizin mandalına bastılar, şak, şuk, cızırt bızırt. Herhalde daha iyi duyayım diye telefonun başında...
 
DEVAMI için...

29 Ekim 2019 Salı

Bir güzelleme


BİRKAÇ FOTO VE BİR GÜZELLEME ‏
Sevgili Oktay
Fotoğrafların bir harika. Makinanın deklanşörüne  basmaktan daha öte bir şey fotoğraf çekmek. Güney batı Anadolu eski kentlerini yıllarca fırsat düştükçe ben de  senin gibi gezdim. Bence gezmek için en iyi mevsim ilkbahar sonu, yazın başlangıcı. Sonbaharda yağmur altında tatları da kokuları da bir başkadır, onları başka zaman anarız. Şimdi Nisan ya da Mayıs da hava ılıman, ışık alabildiğine bol ve doygun ve gündüzler gittikçe uzarken, terlemeden, sıcaktan bunalmadan ve en önemlisi de susamadan saatlerce gezebilirsin ören yerlerinde. Bu mevsimde Phaselis'te, Termesos da ağaç gövdelerinde ve yerlerde   orman sarmaşığı, mantar  ve siklamenler açar pıtrak gibi. Eski duvarların dibinde, koyu gölgeler içinde koyu pembe renkli olurlar. Hayran, hayran seyrederim onları. Hatta bir keresinde üç, beşini  kökledim de eve getirdiydim, amacım saksıda onları yaşatmaktı ama hayatlarına kast etmişim zavallıların, ormana hasret ölmüşlerdi hepsi, pişman oldum ve üzüldüm.

O antik şehirleri gezerken  bana hem çok uzak, hem çok yakın gelirlerdi sanki daha once oralarda yaşamışım gibi. Dinlerdim rüzgarı, eğer etrafta  bir insan kalabalığı  yoksa, o  estikçe hem can verirdi bana, hem eski bir müziği fısıldardı kulaklarıma.
 
Devamı için...

19 Ekim 2019 Cumartesi

Eskişehir 2018

Eskişehir'deydik...

Ben Eskişehir'de doğmuşum işte o tarihte.. Anne tarafım Afşar soyadı taşırlar ve Eskişehir'in yerlilerindendirler. Ama ben orada büyümedim. Ancak arada sırada orayı ziyarete gittim.
Geçen hafta kadim dostlarımla karar verdik benim doğduğum yeri de, Sivrihisar'a yaptığımız gibi ani bir ziyaret edelim dedik. 


Sivrihisar gezisi bizleri çok memnun etmişti, acaba burada ne bulacaktık?

 Çünkü çok methetmişlerdi...

 

 Atladık Ankara'dan HızlıTrene ve 1 saat 30 dakikalık (yolda tamamlanmakta olan bazı yerlerde hızımız bir hayli yavaşlamış idi) konforlu ve keyifli bir yolculuktan sonra Eskişehir'n o '50lerde yapılmış ve bu şehrin sembolü olmuş …



Devamı için...

2 Ekim 2019 Çarşamba

Arenada

Bir Boğa,  öykü


Hayvanın hayvanlığı adamı işinden etti

Tam bir kara mizah, ama daha anlayamadığımız bir sürü olay var ki bize kendimizi sorgulatıyor. İnternette şöyle bir haber vardı geçen gün:
.


Yandaki fotoğrafta “Matador Alvora Munera” bu dövüşten kısa süre sonra kariyerine son verme kararı aldı. Fotoğraftaki gösterinin son anlarına doğru gücünü yitiren ve başı dönen ve nefesi tükenen Alvaro ringin köşesine yıkıldı ve hareketsizce kaldı. Boğanın ona yaklaştığını görünce onun için korkulu sonun yaklaştığını tüm bedeninde hissetti. Ancak boğa ona hiç bir şey yapmadı. Savunma yapmayan adama karşı boğa öylece durdu ve ona bakarak bağırdı!
Devamı için

1 Ekim 2019 Salı

Galeriye

GALERİYE GÜZ GELDİ...
Okan Hocam'dan


Sonbahara Doğru Orman / Okan Üstünkök



GALERİYE GİRİŞ
 

26 Eylül 2019 Perşembe

Yaz Yazıları 10

BEN ARMUTUR
 
Yalnızlığımın birinci  haftası bitiyordu sanırım. Aslında saymasını bilmem ama bu hafta kelimesini duymuşluğum var. İşte uzun bir zaman olmuş gibiydi. Karnım aç ama en fazla da susuzum. Bacağımdaki ve belimdeki sızı devam ediyordu. Dün tellerin altından geçerken sırtımı çizdirmişim, eski yarayı kanattım herhalde. Ne yapsam da sırtımı yalayamıyorum. Bir acı ama oldukça tuhaf. Dilimi değdirsem geçecek biliyorum ama yapamıyorum, o da bana inat sızlamaya devam ediyor. Bizimkiler beni böyle görseler, benden önce onlar beni yıkar, bir şeyler sürerler ve acımı alırlardı. Sitenin çıkış kapısından dışarı yavaş yavaş yürürken, içim sızladı birden ve koşar adım eve döndüm, belki gelmişlerdir diye. Bu kaçıncı dönüşüm bilmiyorum evin bulunduğu sokağın köşesini dönüp süklüm püklüm sokağa girdiğimde içimde bir şey titredi,  anlamıştım  yine yoklardı ortada.  O küçük insanın, arkadaşımın geleceğini birden bire ortaya çıkacağını bekliyorum... Bekliyorum.. 

1 Eylül 2019 Pazar

Yaz yazıları 9

NİZAM'IN BAŞI DERTTE

Nizam efendi başı gözü sarılı  Plaj Gazinosunun, yani kahvenin kapısından içeri girince, içeride bir uğultudur koptu. Nizam’ı tanıyan tanımayan geçmiş olsun demekte bir biriyle yarıştı adeta...

"Nizam amca geçmiş olsun ne oldu sana?”
“Sizin evin merdiveninden mi yuvarlandın amcam?”
“Yok daha neler... Geçmiş olsun.”
Oyunlarını bozdular etrafına toplandılar Nizam’ın bekliyorlar ki bir şeyler anlatsın, ama sorular da yağmur gibi. Cevap yetiştirmesi mümkün değil.
“Kavga mı ettin Nizam amca?”
“Kim cesaret edebilir ulen? Evelallah amcam benzetir hepsini” diyenler oldu.
“Susun lan... Bi nefes alsın amcam...” diyenler de
O sırada bir alkış sesi duyuldu,  bir anda alkış patladı gitti, bütün kahvedekiler alkışlamaya başladılar adamı. Kollarına girip baş köşeye yerleştirdiler. Koltuklanmak hoşuna gitti adamın.
“Gabartmayın len dürzüler. Bi kazadır oldu işte” diyebildi. 

Devamı için... 

26 Ağustos 2019 Pazartesi

Okan Hocadan Bir Polisiye

Öykü

ŞÖMİNENİN TOPUZLU DÖKME DEMİR KÖZ KIRACAĞI

                   "Öykünün başında şömine üstünde silah asılı denmişse, 
                     öykü bitmeden o silah patlamalıdır."   Chekhov
 
 
Karşıyaka, İzmir. Pazartesi sabah saat 10:25 
Türkiye’de sürdürdüğü kazılarda gün ışığına çıkardığı bulgularla kısa sürede ünlenen arkeolog James Ellmaart, İzmir Karşıyaka Dedebaşı’ndaki evin yaşlı sahibiyle bahçede yaptıkları kahvaltıdan sonra içeri girerken yapının özelliklerine pek bakmadı. Yöresel mimarlığa fazla ilgi duymazdı. Ona göre duvarları sıvalı, söveleri taştan bir yapıydı ev, işte o kadar. Girdikleri orta sofa loş ve serindi. Yaşlı adamın açtığı oda herhalde pek kullanılmıyordu. Pencereleri ve saç kepenkleri kapalıydı. İçerde eski bir masa, kolçaklı bir sandalye, köşede de çekmeceli bir konsoldan başka eşya yoktu. Yan duvardaki basit şöminenin önünde ateş eşmek için kara maşa, kül almak için kısa saplı kürek, bir de ucu topuzlu, epey ağır olduğu belli dökme demir köz kıracağı kullanılmaya hazır duruyordu. 
 
Ankara. Bir önceki akşam saat 19:17
Ellmaart, bir kongreye katılmak üzere Ankara’dan İzmir’e gitmek için gece treninin kalkış saatinden epey önce garın önünde taksiden indi. Gar yapısının yüksek tavanlı, mermer kaplı geniş giriş holü, iki yandaki bilet gişelerini hep cüceleştiriyormuş gibi gelirdi Ellmaart’a. ... 
 
Öykünün devamını Okan hocanın öyküleri içinde bulacaksınız.

15 Ağustos 2019 Perşembe

Köyün gazı


Bu bizim Okan Hocanın bir öyküsü


Kaz dağlarının ve yurdun diğer bazı yörelerindeki zenginliklerimizin manşet olduğu şu günlere cuk oturan hararetle şayan-ı tavsiye bir anlatı. Iskalayamazdım, bu sabah okudum, sizlerle paylaşıyorum...

"KÖYÜN GAZI KALDI AZI

          İzninizle gendimi tanıteem. Adım Gazanfer. Bu da oğlum Ilgaz, elleenizden öpee. Ilgaz bu sene liseyi başleecek hayırlısınlan.

          Şu sıralaa bizim kööde kimsenin ağzını bıçak açmeyyo. Merak etçeeseniz nedenini annadırım. Daha doğrusu merak etmeseniz de ben annatcem. Çünkülüm deyyom ki accık içimi dökem de ferahlayyem yoğusam patleecem, valla billa patleecem.
Efendim, şincik olay şööle.
         Bizim buuda fasuuleden başka bişeyciklee yetişmez. Yıllaadır da böyleymiş. Dedemgil büyükleeden dinlemişlee, annadırlaadı. Her bişeyi denemişlee. Dutmamış. Garpuz yumurta gadan kalmış. Domatlaa kurtlanmış. Bezelyeyi bit basmış. Darıyı gargalaa yemiş, patatesi de kör göstübek. "

diye bu anlatı devam eder gider. Merak ettiyseniz, Denemeler ve Öyküler'de
OKAN HOCAMIN YAZILARI'na gidiniz ve okuyunuz.

4 Ağustos 2019 Pazar

BODRUM MİMARLIK KİTAPLIĞI

Birkaç senedir Bodrum'un Kültürel hayatında
sessiz sedasız ama keyifli bir şeyler oluyor.

Bodrum Mimarlık Kitaplığı Prof. Dr. Süha Özkan'ın maddi, manevi fedakârlık ve katkılarıyla açıldı. Aslında yapı geleneksel bir Bodrum  evi, kütüphane değil. Ama Süha Hocam iç ve dış mimari özelliklerini bozmadan kendine ait veya bağışlanan kitap ve belgelerle  evi ustalıkla doldurmuş ve bize özel bir Mesleki Kitaplık kazandırmıştır.


Evin içinde mevcut odaları kitaplık ve okuma mekânları yapmışken alt kattaki ocak başından bir de minik  Sinevizyon ve Toplantı Odası da çıkarmayı becermiş doğrusu. İşte buranın en keyifli faaliyeti ayda bir defa yapılan ve konu başlıkları her seferinde değişen bu Konferans toplantıları.
Konularında uzman arkadaşlarımızın dinleyicilerle olan sohbetleri video olarak kaydedilip Youtube sitesinde de yayınlanıyor, ve bu sohbet katılanlarda hoş bir anı olarak kalıyor.


Mimarlık camiası, Süha Hocama bu başarılı
çalışmasından dolayı minnettardır.





İşte geçen ayın konuşmacısı Mimar ve Restorasyon
uzmanı hocam Prof Dr Okan Üstünkök ve onun sohbetinin videosu aşağıdaki linkdedir.



OKAN HOCAMIN 20 TEMMUZ 2019 TARİHİNDE
BODRUM MİMARLIK KİTAPLIĞINDAKİ SUNUMU
Konu: İCRALIK RESİMLER!?

https://www.youtube.com/watch?v=6P1usqnm5no

İyi seyirler...

28 Temmuz 2019 Pazar

perde arkası web



Biliyorsunuz  bilim insanları dinozorların  akıllarının biraz kıt olduğu kanısındalar, bizler hariç tabii. Dinozorlar olarak,  mezuniyetten kırkbeş, elli yıl sonra Okulda geçirdiğimiz yıllarda yaşadığımız anıları ve şahane resimlerimizi paylaştığımız ve ileride, hani merak eden olursa bizim torunlara bir hatıra olarak kalsın diye bir Albüm ve internette bir  web sitesi hazırlamaya başlamıştık ya, bilen bilir, daha yapım aşamasındayken yayımlamıştık. İlgi duyan herkes kelle fotolarını, ve geçmiş hikâyelerini veya grup fotolarını, bulabilirse tozlu raflardan indirip üfledikten sonra şimdi cep telefonu dediğimiz ama aslında insanların eli ayağı olan o şeytan icadıyla resimlerini hafızasına kaydedip Ahmet hocanın adresine doğru “Ya Allah” deyip gönderiyorlardı.
... Bu ofisi bilir misiniz bilmem. Harika bir yerde, Bodrum Gümüşlük’te, deniz kenarında. Beyaz badanalı bir Bodrum yapısı. Ofisin içi çok düzenli, tertipli. Ne ararsanız kolayca bulup çıkarırsınız dersem Ahmet hocama haksızlık olur. Konu ciddileştiğinde ortalık ne kadar dağınık olursa olsun hocanın gözünden bir şey kaçmaz.

Devamı için 

17 Temmuz 2019 Çarşamba

Orfeyus

ORFEYUS ARAF'TA
 
Adam uzunca sayılan bir yürüyüşten sonra, genişçe bir tünelden geçip, sonunda ışığa kavuşmuştu ama gözlerini bir süre açamadı..  Alıştığında ise bir kıyamet kalabalığının ortasında kaldığını gördü. Işık ta ne ışıktı doğrusu; sarımtırak boz bulanık bir yarı aydınlıktı, hiçbir şeyi net göremiyordu.  Zaten son yıllarda artan katarakt ile görüşü iyice zayıflamışken o kaza vuku bulmuştu. “Keşke geçen hafta o randevuya gidip göz ameliyatını halletseydim” diye içinden geçirdi. Aklına göz doktoru kadın geldi lambır, lumbur. Ayağında plastik alçak topuklu terlikler, uzun ojeli tırnaklar vs. midesi kalktı. “Boş ver” dedi, “Zaten burada da görülecek fazla bir şey yok” diye mırıldandı kendi kendine. “Yine de iyi görüyorum, sayılır ”.

.. Adam etraftakilerden uzun olduğu için kalabalıkların üzerinden taa ufka kadar rahatça bakabiliyor ve görebiliyordu. Ufukta bulutlara kadar yükselmiş, başı dumanlı bir karaltıyı gördü, ne olabilir diye düşündü. Bazı şeylerin yeni yeni farkına varıyordu Adam. O kazayı, bir anda dünya değiştirdiğini, bir ışıksız tünelden yürüyerek geçtiğini, böyle bir ucsuz bucaksız görünen ovada başkalarıyla birlikte toplanmakta olduğunun yeni farkına varmıştı.

Devamı ...

27 Haziran 2019 Perşembe

Sessizlik


SESSİZLİĞİN İÇİNDEN
Kim bilir kaçıncı kez aynı rüyayı görürken ter içinde uyanıyordu. “Bu da son günlerin modası herhalde” dedi kaç defa kendi kendine ama yine görmelerinin ardı arkası kesilmedi. Kocaman, ucu bucağı olmayan bir sahne olmalıydı gördüğü. Elindeki müzik aletini bazen kocaman bir fanus içinde, bazen bir su altında, bazen bir uzay boşluğunda herkesle birlikte çalarken buluyordu kendini... Etrafında kalabalık bir enstrüman kıtası ve onları çalan düzgün giyimli bir sürü insan. Kendi de onların arasında.

Devamı için 

21 Mayıs 2019 Salı

web sitesi sonu


WEB SIDE STORY
 
 Bugün enerji doluyum. Emektar daktilomun tuşlarına hızla vurmaya ve şaryomu süratli el hareketleriyle soldan sağa atmaya başlamıştım. Tam havamdayım yazı yazmak için. Parmaklarımın iniş kalkışlarını takip edemiyordum ki kapım şiddetle kapandı. Yerimden sıçradım.

“Kim o?”

“Kilimci!”  başımı kapıya çevirdim. Çelimsiz koyu siyahi derili, kıvırcık saçlı, kısa kollu, hawai gömlek giymiş orta yaşlı bir herif, beyaz dişlerini gösterek sırıtıyor.

“Terbiyeli ol, kapıyı tıklat, müsaade al öyle gir içeri adamım.” Oturduğum yerden ona doğru dönüp, doğrulur gibi davrandım. Adam benim yarım kadar, tek yumrukluk canı var, karşımdakinin. Kapıyı aralayıp dışarı çıktı. Tıklattı.

“Gelebilir miyim bayım?” durakladığımı görünce “Bir şey danışacaktım bayım. Mr Hammer’i arıyordum.” dedi. Ayağa kalktım:

“İşte beni buldun adamım.”

Devamı için, 

2 Mayıs 2019 Perşembe

Web sitesi Hikâyesi

ALBÜM İÇERİĞİNDE ŞAZİMENT

Bu mütevazi Albüm aslında okulumuzun Mimarlık Fakültesi çatısı altında 1967 ilâ 1978 yılları arasında mezun olanların, bu ortam ve ARCH, CP ve ID bölümlerinde ortak yaşanmışlıkların bir öyküsünü kayıt altına almak ve Internet ortamında yayınlamak diye başlamıştı işler. 

 Albüm hazırlanacaktı da nasıl olacaktı?

Ben site yapımına katılmadan önce, Albüm hazırlama işini önce ortaya atarak erkenden hazırlıklara başlayan, mektuplaşma grubunun moderatörü Bodrum’lu Ahmet diyelim, bir taraftan ununu elemiş eleğini de duvara asmış ve şimdi dünya telaşından uzak, kendi kovuklarına sığınmış günlük hayattan uzaklaşmış eski mezunların posta adreslerini polisiye metotlar ve, teknik takip[1] kullanarak bulup onları gruba katarken, diğer taraftan  da Okulun KK İşlerinden  elde ettiği -nasıl diye sormayınız,- Mezunların listelerinde kendi ismini dahi bulamayınca, bu listeleri düzeltiyordu.
Bu listeler karışmış ki ne karışmak, isterseniz okulun kapısından bile geçmemiş birisini 3.00 ortalamayla istediği bölümden mezun bile edebilirsiniz, öylesine  yani...



[1] Teknik takip , Ahmet hocanın son yazdığı polisiye roman serisidir. Rezil Fabrikatör, Kaçak Mercedes ve Kompozit Jüpiter dosyaları bu serinin ilk üç kitabıdır.. Jake W. Stephenson takma adını kullanır.
 
Devamı .

11 Nisan 2019 Perşembe

Uzay 2120


BİR “STAR TRECK” KLASİĞİ

(Kamera uzayda aheste yol alan Enterprice uzay gemisinin dıştan gösterir. Pan hareketiyle gemiyi tarar, arkasından bir zoom hareketiyle geminin komuta merkezine girer. Komuta merkezinde ortada Kaptan Körk, başında kipasıyla kumanda koltuğundadır. Ön  sırada seyrüsefer subayı üsteğmen Mr Sulu Japon veya Çinli asıllı olması muhtemel, gözler çekik çünkü ve yanında yardımcısı.teğmen Mss Aşura Arap asıllı Amerkan vatandaşı, tesettür giyimli, yüzü peçeli genç bir bayan,  önlerindeki konsolda yanıp sönen ışıklara bakmakta ve arada sırada sürgülü potansiyometrelerin ayarlarıyla oynamaktadırlar).

Act I Sahne 1

Sir Kaptan Körk-(Komutan koltuğunda oturarak ön duvardaki büyük ekrana bakarken, günlük raporunu kayıt ettirmektedir.) Yıldız tarihi 2120, Mayıs,  günlerden Pazar olmalı. GMT 9:45. Yorucu bir yolculuktan sonra Federasyon üyesi Centurino gezegenine yaptığımız dostluk gezisinden Dünya’ya dönüyoruz. Enterprice’ın  aylık bakımının yapılması için İstanbul’da garaja çekeceğiz, Onbeş gün buradayız.
Devamı için

Mektup


BİR MEKTUP

Genç adam elinde titreyen çizgili defter sayfasına içi titreyerek bakıyordu. Biraz önce eski bir defterin ortasından çekip çıkardığı kağıt parçasıydı bu. O beyazlığa dalınca gözleri, O küçükcük defter sayfası büyüdükçe, büyüdü, görüşünü kapattı  bir an sonra başka bir şey göremez oldu. O kadar zaman okula da gitmişti ama hiç bir zaman,  değil bir kağıt karşısında bir deftere bile yenik  düşmemişti. Şimdi o sayfacığın bir dağ olup üstüne, üstüne yürüdüğünü, kement olup boğazına sarıldığını, yavaş yavaş gırtlağını sıkmaya başladığını görüyordu. Karnında başlayan sancıları giderek  sıkıntıyla gelen kasılmaları gerçekten hissediyordu genç adam. Gözlerini zorlukla elindeki sayfadan ayırıp, bu sanrıdan kendini çekip çıkardı. Endişeyle çevresine bakındı. Gayet iyi tanıdığı tek göz gecekondunun birkaç ay önce  boyadığı kireç badanalı duvarları ona yabancılaşmışlar endişeyle bakıyorlardı. Kendini başka bir yerde sandı bir an için. Bitkindi.

6 Mart 2019 Çarşamba

Okan Hocamdan Necati şiiri

    NECATİYİM,   NECATİSİN, NECATİ
1 11 12  Datça 
benim güzelliğim de kendime be necati
  kapaksız çöp kutularının içindekiler derbeder saçlarımdır
canlı canlıdırlar renk renk ortaya saçtığımda
yağlı yağlı, öfff kokulu, salkım saçak, çöpçüler gelip toplamadan, her sabah  
 ah! ah!  
turuncu, mavi, sarı, yeşildir buklelerim, zülüflerim de yer yer al
yağmursuz gökkuşağıdırlar canına yandığım, kaldır yerden  göğe sal
yollara atılmış pet şişelerim güneşte pırıl pırıl yanmalıdır yanmalı
savrulmuş boş çerez paketlerim bindallıdır,  yaldız yaldız, sırmalı
rüzgarla uçup çitlere takılan  plastik torbalarımsa kımıl kımıl burmalı
afacan kuşlar gibi ama kanatsız
köpeklerin oraya buraya yaptıkları ve yağmurun getirip kenara bıraktıkları
birer heykeldir sanki ama sanatsız
gel be necati gel, bi kez gel
bak ne güzel bu bakımsız ağacım,  şu kesilmiş dal
ne güzel o önündeki delik deşik yol
benim gönlüm zengin be necati, benim gönlüm zengin, bol
senin olsun bütün bunlar lan necati, al
gel bi bak necati, gel bi bak
vereyim sana güzelliklerimin hepsini
ister götür süsle bunlarla bahçeni
ıstersen bir kibrit çak,  tutuştur, yak...   
 


15 Ocak 2019 Salı

ODTÜ'den Kareler

Süleyman Berktan'ın kamerasından
ODTÜ Mimarlık Fakültesinden Kareler:

Süleyman'ın ODTÜ Mimarlık'ı 2018 Mayıs

14 Ocak 2019 Pazartesi

Akvaryum'dan


MUYRAVKA’YA GİDİŞ

Ben bir akvaryumda yaşıyorum. Ne zamandan beri mi? Bilmem kendimi bildim bileli ben hep buradayım. Boyuna doğru yüzersen elli boy, öbür tarafa yüzersen yirmi beş boymuş. Sonunda kendini görürsün birden bire, - bunu yeni öğrendim, daha önce karşımda duran hayali yüzü başkası zannederdim -  arkamdaki fonda da taşlar, kayalar,  mercan dalları görünürdü. Burası dünyamızın sonudur.  Şimdi ağzımı açtığımda ağzımdan mı, burnumdan mı, gözümden mi baloncuklar çıkıyor, yerlerine sular giriyor. Bu hep böyleydi, böyle de kalacak sanırım. Bu dünyada ben yanlız da değilim ha, bana benzeyenler dolu etrafımda...  Ben bir akvaryumda yaşıyorum.

Belki de siz de bir akvaryumda doğmuş, yetişmiş birisinizdir. Olamaz mı? Bunu hiç merak etmediniz mi? Belki bir akvaryumdasınız da siz daha fark edememiş olabilir misiniz?

8 Ocak 2019 Salı

Yeni bir Patalonya öyküsü


ŞÜPHELİ BİR ÖLÜM



Azrail’in sayın Harnovo Büyükşehir Belediye Başkanın makamına geldiği ilk gün ayrılırken söylediği, “259 200 dakika 21 saniye 10 salise sonra bir trafik kazasında öleceksiniz” dediğini sayın Başkan o sırada tuvalete doğru bir telaş içinde hareket halinde olduğundan duyamamıştı. O gün ben de “Yok artık” deyip inanmamışlığımı belli etmiştim Azro’ya. Azro beni tii ye aldı ve “Var mısın bahse Mendi?” demişti. Dönüşünde de ben sayın Başkana hiç bir şey söylememiştim.
    Başkanı üzmek ve süzmek istemediğim için hiç bahsetmemiştim bu öngörüden.
    Ama adamın, pardon, meleğin dediği çıktı.

Devamı...