BUGÜN BURADA TÜRK ŞİİRİNDE YENİ BİR SES VE SOLUK YARATMIŞ OLAN
ORHAN VELİ KANIK
USTAYI ANMAK GELDİ İÇİMDEN, ERDAL YAL KARDEŞİMİZ OKUDU, BEN GRAFİKLEDİM.
Orfe Mit ve Modern Byte, Yazılarım, Resimlerim, Müzik ve Video
BUGÜN BURADA TÜRK ŞİİRİNDE YENİ BİR SES VE SOLUK YARATMIŞ OLAN
ORHAN VELİ KANIK
USTAYI ANMAK GELDİ İÇİMDEN, ERDAL YAL KARDEŞİMİZ OKUDU, BEN GRAFİKLEDİM.
BİR ZEYTİN AĞACININ SON GÜNÜ
![]() |
| Okan Üstünkök / Zeytin Yangına karşı |
Genç sayılırdı bu zeytin ağacı, hatta çocuk sayılırdı bazı kıvrım kıvrım kıvrılmış kabukları kırışmış anaç ağaçların yanında. Henüz yüz seneyi geçeli birkaç yıl olmuştu. Nedenini bilememekle beraber içindeki bu duygu algılaması ona bir felaketin giderek yaklaşmakta olduğunu hissettiriyordu. Sıkıntısı yükselirken çevresindeki havanın yetersizliğini sadece yapraklarında değil ama dallarında da duyumsamaya başlamıştı. Siyaha durmuş gök, mavinin ve ak be ak bulutların olması gereken yerlerini ışıksız bırakmış, üç beş ağaç ötesi seçilmez olmuştu. İçine bu durumun bir yangın habercisi olabileceği düşüncesi doğdu. Korkusu giderek büyüdü.
...
“Biz insanlar XX. YY da Haçlı
seferlerinden daha sık aralarla sürüler halinde Dünyanın hemen her yanında savaşmış,
bir yüz yıl içinde Orta çağdaki dünya nüfusundan çok daha fazla insan
öldürülmüş ve çevre tahrip olmuş, ozon tabakası delinmiş, küresel ısınmayla
iki derece sıcaklık artışıyla birlikte çevre geri dönülemeyecek şekilde tahrip
olmuş” derdi Pavel.”
“Latoonya sevgili vatanım, göz yaşlarım seni kurtaracaksa eğer ağlarım… Kurtarıcın kanımsa eğer, kanımı sana bağışlarım” diye annesinden duyduğu orta çağdan kalma bir ağıt geldi aklına.
Çocukken annesinden bir çok defa dinlediği Homeros’un satırlarını hatırladı. Akilleyus tarafından öldürülme anı gelmişti. Tıpkı yüz yıllar öncesinde olduğu gibi etrafındaki ihanet çemberinin daraldığını, henüz kılıf ve askılarından çıkarılmamış kılıçların yakında kendisine karşı çekileceğini biliyordu.
Bizimki başını sallayıp arabasına
yürüdü, bir buçuk saatlik bir iş, diye
aklından geçirdi. Ama bura Stambol’du, hiç belli olmaz. Yüzyıllar önce Hektor
Turuva’daydı Aleko Stambol’a gelmiş, Beykoz’a Baygın. “yaşamak için güzel burası. Üstelik
vapur sesleri de cabası” diyordu.
DÜN BENİM GÜNÜMDÜ...
Balnet muhabiri Arı Muhittin bildiriyor.
“Arılar Doğal hayatın en ağır işçisi olmalarını dünyanın gözleri önünde her kovan, kovuk ve korunaklarda Kraliçe ve tembel erkek arılar ile eşşek ve dahi eşek oğlu eşşek arılarının gözleri önlerinde toplanarak, geçerli olan çalışma süresi ve koşullarıyla ilgili gezegenin her yanında geçerli olabilecek bir Manifesto hazırladılar ve her kovan ve kovuklardaki Kraliçelerine takdim ettiler. Dün sabahın ilk ışıklarıyla uyanan işçi arılar -ki bütün arı nüfusunun % 90 95 ini oluşturan kesimidirler- içgüdüleriyle karar verip hep birlikte işe çıkmayıp ortak alanlarda toplanarak başlarındaki kraliçelerine kararlı ve ağırbaşlı bir rest çektiler.”
“Ey çalışkan ve fedakâr işçi kardeşlerimiz! Toplanınız! Hayat bizim için çetin ve kısa. Gezegenin bütün işçi arıları, birleşiniz!
... Kara böcek olduğu yerde arka ayaklarını gerdi, tos vurmaya hazırlanan güç ve enerji dolu bir koç misali başını öne eğerek kocaman gövdesini damperli kamyon gibi yükseltti. Kara renkli kanatlarında yoğunlaşan havadaki nemin kanatlarından ağzına doğru duru bir su damlası olarak yuvarlanışını keyifle seyretti. Biraz sonra o muhteşem su damlası ağzının içindeydi.
... “Oysa ilerleyen uygarlıkla beraber sonunda bencilliğin zirvesine ulaştı insanlık” Yani organik yaşam formu yerine sadece kendi kendine yeten metalik yaşam formuna ulaşınca mükemmeli arama devri sona erdi. İnsandan başka hiç bir şey yoktu artık. Evrenin hemen her yanında, havaya suya ihtiyaç duymayan, civata ve somun kafalı bir ayak boylu, atölyelerde üretilmiş, metalik yaşam formlarına rastlanır oldu.
Bu öykü İle bİlİmkurguya dogru bir üvertür y Ne olacak bu İnsanligın halİ? y
BİRAZ DAHA FE(h)Mİ
![]() |
| Fe(h)mi' nin sırlarla dolu tahta bavulu |
“Ulan
bütün bunları ben yaşadım mı, yoksa bunları ben mi uyduruyorum yüzüm kızarmadan
sanki yaşamışım gibi?” Kendi kendime söylüyordum ki
“Ulan oğlum… bunca yıldan sonra
kendini tutamayıp ta hepsini ayrılış gününde o yıkık virane evin o yıkık
duvarında anlattığın o Garip[ öykü
gibi masal benzeri bir başkasının yazdığı herhangi bir öyküyü mü aktardın birader? Yani bunlar senin
yaşadıkların değil mi? Yuff olsun sana, eğer başkasından aktarıyorsan”.
İşte buna Asr-ı Saadet demek akıllarımızdan geçerken insanın karakteri ve tabiatı aynen yontulmamış bencil acımasız ve kıskanç olarak duruyor, güçlü zayıfı altına almış eziyor ha eziyor Eric Satie'nin müziğini dinlerken o acımasızların isterik çığlıkları altında ezilenlerin hüznünü duyuyoruz da umursamıyoruz. İki sene öncesinde yapmış olduğum bu video sergide tablolara eşlik eden abstract müzikle birlikte vitrindeki insanı seyrediyorsunuz daha nice yıllar seyredeceğimiz gibi.